08/01/2026
Dünyadan

AB 2035 Hedefinde Yumuşama Sinyali: Elektrikli Araçlara Geçişte Yeni Senaryo

Avrupa Birliği’nin 2035 itibarıyla içten yanmalı motorlu araç satışını sona erdirme hedefi, son dönemde “geri adım” tartışmalarıyla yeniden gündeme geldi. Yeşil Mutabakat kapsamında döngüsel ekonomi odaklı yeni bir ekonomik büyüme modeline doğru ilerleyen AB, 2035 için radikal kararlar almış ve otomotiv sektöründe içten yanmalı motorların yasaklanacağını açıklamıştı. Yurt dışı basına yansıyan haberler, konuya ilişkin yeni senaryolar üzerinde çalışıldığını gösterirken; elektrikli araç piyasasının bu durumdan nasıl etkileneceği merak ediliyor.

2035 Hedefi Ne Anlama Geliyordu?

Avrupa Birliği, iklim politikaları kapsamında otomotiv sektöründen kaynaklanan karbon emisyonlarını düşürmek amacıyla, 2035’ten itibaren sıfır emisyonlu yeni araç satışını hedefleyen bir düzenleme üzerinde uzlaşmıştı. Bu yaklaşım, pratikte benzinli ve dizel araçların yerini büyük ölçüde batarya elektrikli araçların (BEV) almasını öngörüyordu.

Ancak son dönemde ortaya çıkan değerlendirmeler ve sektörel baskılar, bu hedefin uygulama biçiminin yeniden ele alındığını gösteriyor. “Tam yasak” söylemi yerini, emisyon azaltım hedeflerine daha esnek ve teknoloji-nötr bir yaklaşıma bırakıyor.

Bu Gelişme Elektrikli Araçlara Geçişte Yavaşlama mı?

Ortaya çıkan tablo, mutlak bir geri dönüşten ziyade geçiş sürecinin yeniden ayarlanması olarak değerlendiriliyor. AB’nin ana hedefi olan emisyonların düşürülmesi korunurken, bu hedefe ulaşmada:

  • Hibrit ve plug-in hibrit araçlar,
  • Alternatif yakıtlar (biyoyakıtlar, e-yakıtlar),
  • Farklı güç aktarma teknolojileri
    gibi seçeneklere daha fazla alan tanınması gündemde.

Bu yaklaşım, yalnızca elektrikli araçlara odaklanan tek kanallı bir dönüşüm yerine, piyasa gerçekleriyle uyumlu çoklu teknoloji senaryolarını öne çıkarıyor. Dolayısıyla bu gelişme, elektrikli araçlardan vazgeçilmesi değil; geçişin hızının ve yönteminin yeniden tanımlanması olarak okunmalı.

Neden Şimdi Gündeme Geldi?

Avrupa otomotiv sektörü son yıllarda:

  • Yüksek üretim maliyetleri,
  • Batarya tedarik zincirine ilişkin riskler,
  • Tüketici talebindeki dalgalanmalar,
  • Küresel rekabet baskısı
    gibi faktörlerle karşı karşıya kaldı.

Bu koşullar, regülasyonların saha gerçekleriyle uyumlu hale getirilmesi yönünde siyasi ve endüstriyel baskıları artırdı. 2035 tartışmaları da bu bağlamda, hedeflerin değil, uygulama esnekliğinin masaya yatırılması anlamına geliyor.

Madeni Yağ Sektörü Açısından Nasıl Okunmalı?

Otomotiv endüstrisine ürün ve hizmet tedarik eden madeni yağ sektörü için bu tür gelişmeler stratejik önem taşıyor. Tam içten yanmalı motor yasağının ötelenmesi veya yumuşatılması:

  • İçten yanmalı ve hibrit araç parkının beklenenden daha uzun süre piyasada kalabileceğine işaret ediyor,
  • Motor yağları, transmisyon yağları ve soğutma sıvıları gibi ürünlerde kısa ve orta vadeli talep sürekliliği sağlayabiliyor,
  • Ancak uzun vadede talebin tamamen korunacağı anlamına gelmiyor; daha çok talep yapısının evrileceğini gösteriyor.

Bu nedenle sektör açısından kritik olan, “geri dönüş” beklentisiyle pozisyon almak değil; çoklu senaryolara hazır esnek stratejiler geliştirmek.

Madeni yağ üreticileri için:

  • Elektrikli ve hibrit araçlara yönelik özel formülasyonlar,
  • Düşük karbon ayak izine sahip ürünler,
  • Servis ve bakım odaklı yeni iş modelleri
    önemini korumaya devam ediyor.

Özetle, AB’nin 2035 hedefi etrafındaki tartışmalar sektöre “rahatlama” değil, geçiş sürecinin daha karmaşık ve çok katmanlı olacağına dair güçlü bir uyarı niteliği taşıyor.

Yazar

Benzer Haberler

ATIEL’den Yeniden Rafine Edilmiş Baz Yağlar ile İlgili Tarihi Adım

Lubricant World

Shell Küresel Madeni Yağ Pazarında 19. Kez Lider

Lubricant World

Automechanika Dubai 2025, Sektörün Geleceğini Şekillendiren Yeniliklerle Tamamlandı

Lubricant World