15.4 C
İstanbul
17/10/2024
Türkiye'den

Petrol sektörünü tümüyle ele alan bir eser: Rafine Yıllar

Petrol sektöründe uzun yıllara dayanan bilgi birikimi ve deneyimine dayanarak sektörün hikayesini kaleme alan Ahmet Mert Yılmaz, Rafine Yıllar ismini verdiği eserinde petrol sektörünün gelişiminden son durumuna, mevzuattaki değişimlerden gelecek öngörülere kadar pek çok şey paylaşıyor.

 

Sizi yakından tanıyabilir miyiz?

İstanbul’da doğdum. Üniversiteyi Yıldız Üniversitesi Kimya Mühendisliği Bölümünde okudum, yurt dışı eğitim sürecini bitirdikten sonra kısa dönem askerlik yaptım ve 1981 yılında kendimi petrol sektöründe buldum. Mobil Oil Türkiye ilk şirketim oldu, burada 15 yıl çalıştım ve bu sürede biri proje olmak üzere 6 farklı pozisyonda görevlendirildim. Son görevim akaryakıt satışlarının ve istasyon ağının başında olmaktı. Sonra İngiltere Mobil’e tayin oldum. 4 yıla yakın zaman da Pazarlama ve sonra Yatırım Müdürü olarak çalıştım. Yolculuk Amerika’ya şirketin merkezine derken Mobil’in Avrupa’daki akaryakıt işi BP tarafından alındı. İstanbul’a dönerek entegrasyon görevini aldım ve ardından 11 yıl BP’de görev yaptım. Son görevim Türkiye İş Ünitesi Liderliğiydi. Lukoil’de 2 yıl çalıştım, 6 ay ara verdikten sonra 6 yıl Petrol Ofisi’nde Direktörlük yaptım. Şimdi Türkiye Petrolleri’nin ana şirketi Zülfikâr Holding’te Yönetim Kurulu üyesiyim. Ayrıca eşim ile beraber sahibi olduğumuz bir şirketimiz var ancak iş kolumuz akaryakıt ile ilgili değil.

 

Sektörde uzun yıllardır kazandığınız bilgi birikimi ve deneyimleri kitaba dökmeye karar verdiniz ve Rafine Yıllar’ı yazdınız. Kitabı önce sizden dinleyelim.

Roman tadında bir kitap, akaryakıt sektörünü -elbette madeni yağ ile beraber- 1980’lerden alıp bugüne getiriyor. Aşırı teknik olmamasına özellikle önem verdim, herkese hitap etmesini istedim.  Kariyerinin başında olan gençler, çocuk yetiştiren ebeveynin eğitim dünyasında yaşadıkları, çalışma hayatında olanlar, iş hayatında taraflar arasında denge kurmaya çalışan profesyoneller, performans için çarpışanlar, geleceği düşünenlerin dünyası, yani birçok kesim var içinde. Hangi sektörde çalıştığımız çok da önemli değil, değişimi yakalamak isteyenler, değişimin kaçınılmaz olduğunu anlayıp yaşayanlar yalnız olmadıklarını görüp zevkle okuyacaklar diye düşünüyorum. Rafine Yıllar 400 sayfa, altı bölümden oluşuyor. Bayilerimizi çalışanlarımızı, iş yaptığımız tedarikçileri, yurt dışından gelen misafirlerimizi, İngiltere ortamındaki sektörü, gözlemlerimi, yaşadıklarımı anlatıyor. Göz önünde olan, birçok insanın bir “aile” diye tanımladığı sektörün paydaşlarının birçok bilinmezi var, hepsini kitapseverlere sunmak istedim. Satırların mizahi yanları var, tatlı acı anılar kitapta yer alıyor.

 

Peki böyle bir kitabı bitirmek ne kadar zamanınızı aldı? Bu süreçte ne tür zorluklarla karşılaştınız?

3,5 yıldan fazla zamanımı aldı. Kronolojik bir belgesel tadında mı olacaktı yoksa yaşamın, konuların ön planda olduğu roman tadında bir eser mi, işte bu önemli karardı benim için. Bu nedenle şimdiye dek yazılmış birçok örneği inceledim ve ikincisinde karar kıldım. Pek çok not alıp sonra bunları düz yazıya döktüm. Dağarcığımdakileri kağıda döktükten sonra iç ve dış kaynaklarımı ve elbette internet kaynaklarını incelemeye başladım. Sonrası ise editörüm ile yaptığım 9 aylık çalışma. Editörlerim demem gerekir çünkü çoğunlukla Can Gazalcı (Yazarevi/Ankara) ve son aşamada da Epsilon yayınevinden Mert Doğruer ile çalıştım. Ayrıca kitap bittiğinde işin uzmanlarına okutmak ve ön görüş almak da yaptığım işler arasındaydı. Bugün geriye baktığımda çok emek verdiğim bir iş olarak görüyorum. Umarım okuyucular zevk alır ve eğitici bulur. Sektörün büyüğü, değerli yöneticim Ertuğrul Tuncer’in önsöz yazması kitaba ayrı bir değer kazandırdı. En büyük dileğim Epsilon gibi itibarlı bir yayınevi ile çalışmaktı. Genel Müdürü değerli yazar Aslı Tunç’un güveni beni daha çok cesaretlendirdi.

 

Türkiye’deki petrol sektörünü tüm yönleriyle ele alsak, genel değerlendirmeniz ne olur? Bugün ne durumdayız?

Petrol sektörünü kendi elimizle zor hâle getirdik. Bu kadar önemli bir ürünün ve ardındaki olağanüstü gayretli çalışmaların sonucunda geldiğimiz nokta, bayi ve şirket arasında devam edegelen kâr marjı mücadelesi ve her iki taraf için de geçerli olan düşük kâr oranı olmamalıydı. 1970’lerin sonunda sektöre hakim olan hava bizi batıdaki benzer sektörlerden iyice farklı hale getirdi. Batıda şirketin istasyon mülklerini kontrol eden ve çalıştıran tarzı ülkemizde bayi operasyonu olarak belirginleşti. Şimdi akaryakıt sektöründe istasyonları şirketlerin çalıştırması gibi bir eğilim başladı. Sektörün dijitalleşmesi, ürünün komoditasyonu, sektörün konsolidasyonu ve alternatif enerji kitabın içinde yer aldı. Her şeye rağmen bugün her yerde gördüğümüz istasyonlar gerçekten çok güzel örnekleri barındırıyor, tüketiciyi memnun eden uygulamalar var. Şirketlerin sosyal sorumluluk projeleri hepimizde hayranlık uyandıran boyutta. Sektörün insan istihdamı önemli, ekonomik hayatımıza katkıları da hepimiz tarafından biliniyor.

 

Bugün pek çok şeyi bu noktaya getirene kadar siz ve sizin gibi çok değerli isimler büyük emek verdi. Bize tarihsel süreçten biraz bahsedebilir misiniz?

Devlet kontrolündeki akaryakıt sektörü 1980’li yıllarda Bakanlık ve Petrol İşleri’nin düzenlemeleri ile yürüyordu. Sonra EPDK kuruldu ve kurallı piyasa için sektörün ihtiyacı olan düzenlemeler yapıldı, kaçak akaryakıt ile mücadele edildi. Sektördeki bizler disiplinsizlikten o denli etkilenmiştik ki Petrol Piyasası Kanunu’nda öngörülen yüksek cezaları destekledik. 1983 yılından sonra akaryakıt bollaşmaya başladı. Madeni yağ ile ayakta duran sektör bir anda hangi şirket daha çok istasyon açacak telaşına girdi. Şirketlerde yatırım bölümleri kuruldu. Bir gram akaryakıt bulamazken bu kez kalitesine dönük ürünü farklılaştıran katıklar ön plana çıktı, pazarlama faaliyetleri arttı. Öyle bir tarihçesi vardır ki sektörün bir çan eğrisi gibidir, yükselmiştir, düşmüştür, bir kârlı olmuştur, bir kârsız. Ancak satış hacmi olarak hep büyüme göstermiştir, ta ki bu günlere kadar. Umarım bugünlerdeki daralma çabuk aşılır.

 

Madeni yağlar sektörü hakkında daha özele inebilir misiniz?

Ben sektörde gözümü madeni yağ satarak açtım. Hidrolik yağı, dişli yağı, ısı transfer yağı, kesme yağı, gresler ve tabii motor yağları. Hem yağlama kılavuzları hazırladık hem de hırslı, istekli, motivasyon dolu satış programları. Mersin’deki traktör fabrikasına ilk dolum yağını satan ve motoruna markamızın plâketini yapıştıran satış mümessiliydim, henüz inşaatı devam eden Kromsan fabrikası ile daha açılmadan yağ anlaşmasını yapan da bendim. Sabahlara kadar İstanbul’dan Sasa’ya gelecek ısı transfer yağını bekleyen, ihaleyi alıp sevinç çığlıkları atan da bendim. Güneydoğu’da madeni yağ bayi ağını kurduğumu hatırlıyorum. Motor sanat okullarında tamircilere madeni yağ seminerleri düzenledik. Mobil 20.000 km ve Mobil1 motor yağını ilk getirenler de bizleriz. Madeni yağ benim genlerime işlemiştir. Madeni yağ; teknolojisi, satış teknikleri, promosyonları ile Türkiye’de çok önemli konumdadır ve iyi bir pazardır. Büyük dağıtım şirketlerinin kaliteli dağıtım kanalları ile yapmakta olduğu satış faaliyetlerini çok yaratıcı buluyorum. Ancak hâlâ eski yöntemler ile ürünü bir yerlere satma çabası içinde olan şirketler de var. Akaryakıt ve madeni yağ gibi ürünlerin piyasaya yansımalarının kalite unsurunu da barındırması gerekir. BP’nin Castrol’ü almasından sonraki gelişmeler de çok yakınımdaydı. Kitabımda madeni yağ geniş yer buldu.

Benzer Haberler

SAHA EXPO 2024’te Oyun Değiştiren Savunma ve Havacılık Teknolojilerine Dokunmaya Hazır Olun

Lubricant World

M Oil ve Valvoline İş Birliğinde Yeni Dönem: M Oil, Valvoline Lisansı ile İzmir Fabrikasında Üretime Başladı

Lubricant World

TotalEnergies, İstanbul’da Yeni Nesil Üç İstasyonun Açılışını Gerçekleştirdi

Lubricant World