Savaşın iki acı yüzünün en acısı kız çocuğunun gülümsemeyen yüzündeki korkulu gözlerde, yitip giden yaşamındadır. Bu acının bedelini hiç kimse asla gerekçelendiremez. Savaşın ikinci acı yüzünde iki bedel vardır: Akçeli Bedel; Gezegene Bedel.
Ülkelerin askeri yapılanmasında savaş olmadığında, durağan savunma halinde tesislerde, savaş halindeki faaliyetlerde ve savaşın ardından üretim ve tüketimler sürekli olurken katı-sıvı-gaz kirleticiler ile atıklar oluşup, hava kirlenirken sera gazları salımı ile iklim değişikliğine sebep olunur. Silahlar, roketler, kara, hava ve deniz taşıtları, yakıtlar, mühimmat, her konuşlanmanın doğrudan ve dolaylı, görünen, görünmeyen etkileriyle su ve kara ekosistemleri tahrip olurken gezegene bedel yüksek olur. Savunma sanayi ve tedarikçilerinde, ekonomide hem akçe kazançları artanlar hem de yüksek akçe harcama bir aradadır.
Savaşta gizli özneler Enerji Savaşı; Su Savaşı; Nadir Toprak Elementleri Savaşı şeklindedir. Piyasada para birimleri, altın, gümüş savaşları da olur. Bu üçlemelerde hidrokarbon kaynaklarının petrol ve doğal gazın hem enerji kaynağı hem de kimya endüstrisi ham maddesi olarak kritik konumu vardır. Bu kritik konum yurttaşın alım gücünde zorluk yaratırken endüstride de arz-talep dengesinde problemlere ve maliyet artışına neden olur. ABD-İsrail-İran Savaşı’nın üst bakış değerlendirmesinde gördüğümüz en acı sonuç ise gıda krizi ve ardından olası gıda kıtlığıdır. Çünkü tarımın temel girdisi gübre için hidrokarbonlardaki hidrojen ile havanın azotu gereklidir. Bitkisel ve hayvansal ürünler ile işlenerek soframıza ulaşan envai çeşit, çoğu plastik ambalajlı gıdanın tedarik zinciri de savaşta bozuluyor. Hepsi acının ötesi.
Yağlayıcı demek baz yağ demektir. Baz yağlar ve yağlayıcı katıkları hidrokarbondur. Yağlayıcı plastik ambalajları da hidrokarbondur. Ham petrol ve doğal gaz fiyatlarının artışı, tedarik zincirindeki sorunlarla yağlayıcıları ve ambalajlarının üretim maliyetleri ve satış fiyatları artacak. Yağlama yağı ve plastik ekonomisi piyasası dinamikleri değişecek. Çünkü ham madde krizi geldi.
Endüstrinin her alanında vazgeçilemez teknik yeri olan yağlayıcılar savaşta işlevini yaparken, saldırılarda ve faydalı ömürlerini tamamladıktan sonra toprağa, suya karışıp ve/veya yanarak insan ve doğa sağlığına olumsuz etki yapar. Savaşın yağlayıcı, mühimmat ve tüm girdileri Biyoçeşitlilik Kaybı; Çevre Kirliliği; İklim Değişikliği küresel tanımlı üç büyük sorunumuzu hızla büyütür. Savunmanın gezegene, yaşamını bitkiler, hayvanlar ve mikroorganizmalarla paylaşan insana bedeli, acısı yüksek olur. Savaş sonrası kentlerin yeniden inşasının akçeli ve gezegene bedeli de devasa olmakta. Bitmiş ve süregelen savaşlar insanın yarattığı afetlerdir. Kız çocuklarının yarınına, baharın kiraz çiçeklerine, tarladaki yeşeren hasata, binlerce yıllık kültür zenginliğine etkiyi nasıl anlayabiliriz? Nasıl açıklayabiliriz?
ABD-İsrail-İran Savaşı ve Hürmüz Boğazı’nın ham petrol ve doğal gaz taşımacılığı için kapalı ve/veya seçici kapalı olması, stratejik konumu sonucu sevkiyat yapamayan ve depolama kapasitesi dolan ülkeler üretimde kısma-durdurma yaptılar. Milyonlarca varil hacminde petrol kaybı oldu. Bu arz kaybı ile ülkelerin stratejik petrol rezervini piyasaya sürmesinin de ciddi etkileri oldu. Oluyor ve olacak. Bu kayıp keşke petrokimyasallara, baz yağlara saklı, gömülü olarak ürünlerde değer yaratabilseydi. Petrolün, doğal gazı karbonu, savaş için yakılarak havayı kirletip iklimi değiştirmeseydi. Karbonu böylesi gömmek endüstriyel kıymetli. İnsanları, doğayı öldürmek, gömmek için değil.
Diğer yandaki nükleer teknoloji ve radyasyon ile ABD-İsrail-İran Savaşı etkileşimi bu sayfanın satırlarına sığmayacak kadar başka bir irdeleme ve gezegenimizin bugünü ve yarını için sorun kelimesinin yetmeyeceği kadar ciddi bir acı gerçek.
Savaşın iklim değişikliğine etkisini ülkemizde ilk kez Yeşil Hat haberi olarak AA muhabiri Yeşim Yüksel Temmuz 2024’te Gazze Savaşı sürerken benimle yapmıştı. Haberdeki sayılar korkutucu idi. Meraklısı için: https://www.aa.com.tr/tr/yesilhat/iklim-degisikligi/gazzenin-yeniden-insasinin-karbon-maliyeti-135ten-fazla-ulkenin-yillik-emisyonunu-gecebilir/1823548
Savaşın yüksek sera gazı salımına sebep olmasını, iklim değişikliğine etkisini “Savaşın Karbon Maliyeti” olarak tanımlıyoruz. Savaş sürerken bu gizli maliyet ve gezegene bedel olarak hep bizimle. Savaşmasak, iklim değişikliği ile savaşsak. Savaş suçu da iklim suçu da işlemesek. Kimler bu suçun bedelini ödeyecek? Takipte olmalıyız ve paydaşlar olarak bize düşenleri adeta seferberlik gibi yapmalıyız.
Sürdürülebilir Üretim ve Tüketim Derneği (SÜT-D) olarak bizler iklim değişikliği mücadelemizi, ülkemizin karbon yönetimi kapasitesini artırmayı öncelikliyoruz. 27 Eylül 2015’te, Birleşmiş Milletler Sürdürülebilir Kalkınma Amacı 13: İklim Eylemi için küresel yola çıkılması öncesinde, Eylül 2013’te kurduğumuz SÜT-D’nin ilk etkinliğini İstanbul Teknik Üniversitesi (İTÜ) tescilli yeşil yerleşkesinde, ilk İstanbul Karbon Zirvesi’ni Nisan 2014’te “Karbon Yönetimi, Teknolojileri ve Ticareti” teması ile gerçekleştirdik.
Vaktiyle Zirve temamızdaki kelimeler görece az gündemde idi. Çevre ya da sürdürülebilirlik genel etkinliği olmayan, bu nedenle hedef konusuyla ilk ve tek olan, iş dünyası odaklı zirvemizde paydaşlarımızla bir araya geliyoruz. Bu yıl süregelen mevzuat çalışmaları ve COP31 öncesinde zirvemiz ayrıcalıklı bir yere sahip. Program için özen ve dikkatle çalışıyoruz. Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığı ana desteğinde sürdürülebilirlik odaklı eğitim, araştırma, proje gücünü ortaya koyarak “2048 Karbon Nötr İTÜ” hedefiyle ilerleyen İTÜ’müzün tescilli yeşil yerleşkesinde 4-5 Mayıs 2026 tarihlerinde gerçekleştireceğimiz “Karbonsuzlaşma, Karbon Piyasası ve İklim Teknolojileri” temalı 11. İstanbul Karbon Zirvesi için davetimizi sunuyorum. Şehrin en iyi kahvesi, çikolata tadı ve mis moleküllerinin sergimize enerji katacağı zirvemizi kaçırmayınız.
