Castrol Türkiye, Ukrayna ve Orta Asya (TUCA) Genel Müdürü
Nilay Tatlısöz ile Röportaj
Castrol, Türkiye’de ve bölgesel ölçekte ortaya koyduğu performansla madeni yağ sektörünün dönüşüm sürecine liderlik ediyor. Pazarın yatay seyrettiği bir dönemde bile odaklandığı tüm segmentlerde büyümesini sürdüren şirket, özellikle binek motor yağlarında pazar payını %14 arttırmayı başardı. PETDER verilerine göre 2026’ya pazar liderliğini pekiştirerek giren şirket, rekabetçi yapısı ve örnek alınan iş modeliyle sektörün referans noktalarından biri olmayı sürdürüyor. Castrol’ün Gemlik Üretim Tesisi ise artan üretim kapasitesi ve stratejik rolüyle şirketin bölgesel gücünü daha da ileri taşıyor.
Castrol’ün başarısının arkasında yalnızca güçlü bir marka mirası değil, aynı zamanda üreticilerle yürütülen ortak mühendislik çalışmaları ile çok katmanlı ve yaygın satış ağı ile pazara nüfuz eden bütüncül bir yaklaşım bulunuyor. Türkiye’de 23 distribütörden oluşan geniş binek satış ağı ve bağımsız servis noktalarına uzanan güçlü erişim kabiliyeti, markanın sahadaki etkinliğini artırırken; yüksek performans, teknik uzmanlık ve sürdürülebilir fiyat–performans dengesiyle müşterilerine değer sunan bir çözüm ortağı olarak konumlanmasını sağlıyor.
Öte yandan Castrol, sürdürülebilirlikten e-mobiliteye uzanan geniş bir vizyonla sektörün geleceğine yön veriyor. Elektrikli araçlar için geliştirilen Castrol ON e-sıvıları, batarya termal yönetiminden verimliliğe kadar kritik alanlarda yeni standartlar oluştururken; hibrit araçlara özel olarak geliştirilen HYSPEC (Hybrid Specification) performans standardı, değişen mobilite ihtiyaçlarına yönelik mühendislik yaklaşımının somut bir göstergesi olarak öne çıkıyor. Döngüsel ekonomi alanında hayata geçirilen “Castrol Daha Döngüsel” programı ile kullanılmış yağların ileri dönüşümle yeniden baz yağa kazandırılması ise, sürdürülebilirlik yaklaşımını yalnızca bir hedef değil, iş modelinin ayrılmaz bir parçası haline getiriyor. Tüm bu adımlar, Castrol’ün yalnızca bugünü değil, geleceğin mobilite ekosistemini de şekillendiren bir oyuncu olduğunu ortaya koyuyor. Öyle ki markanın teknoloji ve inovasyon gücü, dünya sınırlarını aşarak uzay projelerinde dahi kendine yer buluyor.
Bu başlıkların tamamını, Castrol Türkiye, Ukrayna ve Orta Asya (TUCA) Genel Müdürü Nilay Tatlısöz ile gerçekleştirdiğimiz kapsamlı röportajda ele aldık; sektörün geleceğine dair önemli mesajlar edindik.
Geride bıraktığımız 2025 yılı Castrol Türkiye ve bölge yapılanması açısından nasıl bir performans ortaya koydu? 2026’ya nasıl başladınız? Hedefleriniz, pazar konumunuz ve Türkiye ekonomisine sağladığınız katma değer çerçevesinde yılı nasıl değerlendirirsiniz?
Castrol olarak oldukça hareketli ve başarılı bir yılı geride bıraktık. PETDER verilerine göre Türkiye madeni yağ pazarı 2025 yılında bir önceki yıla kıyasla sınırlı bir büyüme göstererek yatay bir seyir izledi. Otomotiv madeni yağları tarafında da benzer bir hacim gerçekleşti. Buna karşın Castrol olarak hem 2024’te hem de 2025’te pazarın üzerinde bir performans sergileyerek liderliğimizi pekiştirdik. 2025 yılında yaklaşık yüzde 6 seviyesinde büyürken, özellikle binek motor yağlarında elde ettiğimiz yüzde 14’lük artış toplam pazar payımıza önemli katkı sağladı. Odaklandığımız tüm segmentlerde pazar payımızı artırmayı başardık ve toplam pazarda payımızı 1.5 puan yükselterek otomotiv yağlarında lider konumumuzu güçlendirdik.
Bu güçlü performans sayesinde motosiklet, otomobil ve ağır ticari araç motor yağları segmentlerinin tamamında liderliğimizi koruduk ve daha da ileri taşıdık. Bu ivmenin arkasında otomotiv üreticileriyle geliştirdiğimiz güçlü iş birlikleri, yaygın satış ve servis ağımız ile pazardaki dönüşümü yakından takip eden stratejik yaklaşımımız yer alıyor. Castrol olarak yalnızca pazarda güçlü bir oyuncu değil, aynı zamanda sektörün dönüşümüne yön veren markalardan biri olmayı sürdürüyoruz.
Türkiye’deki faaliyetlerimiz aynı zamanda ülke ekonomisine de önemli katkı sağlıyor. Avrupa’daki sekiz üretim tesisimizden biri olan Gemlik Üretim Tesisimiz, Türkiye ve geniş META coğrafyası için stratejik bir merkez konumunda. Yaklaşık 64 yıldır üretim yapan tesisimizde son üç yılda gerçekleştirdiğimiz 20 milyon dolarlık yatırımla kapasitemizi 95 milyon litreden 135 milyon litreye çıkardık. Önümüzdeki dönemde hedefimiz 2030 yılına kadar bu kapasiteyi 160 milyon litreye ulaştırmak.
2026 yılına da bu güçlü ivmeyle başladık. İlk çeyrek performansımız, yıl başında belirlediğimiz büyüme ve pazar payı hedeflerimizle uyumlu bir seyir izliyor. Önümüzdeki dönemde de yatırımlarımız, ürün inovasyonlarımız ve iş birliklerimizle hem sektörümüzdeki lider konumumuzu güçlendirmeye hem de Türkiye ekonomisine değer katmaya devam edeceğiz.
Castrol gibi global bir marka, Türkiye’de özellikle maliyetlerin yükseldiği dönemlerde bile rekabetçi fiyatlar sunabiliyor. Bu başarının arkasındaki stratejiler nelerdir ve yerel pazarda fark yaratmanızı sağlayan en önemli unsurlar hangileridir?
Castrol olarak her alanda rekabetçi olmayı seviyoruz. Uzun yıllara dayanan teknoloji gücümüz ve iş birliklerine dayalı çalışma modelimiz bize büyük yarar sağlıyor. Marka olarak araç üreticileri, makine ve ekipman üreticileriyle ortak mühendislik anlayışıyla çalışıyoruz. Yeni nesil motorlar ve değişen emisyon gereklilikleri doğrultusunda ihtiyaç duyulan yağ ve sıvıları daha en başından birlikte geliştiriyoruz. Bu yaklaşım hem ürün performansını hem de operasyonel verimliliğimizi artırarak müşterilerimize sürdürülebilir bir fiyat–performans dengesi sunmamıza katkı sağlıyor.
Türkiye’de fark yaratan bir diğer önemli unsur ise güçlü ve çok katmanlı satış yapımız. Ticari ve endüstriyel alanlarda doğrudan satış ağımızla yol yapım projelerinden madenciliğe, limanlardan demir-çelik sektörüne kadar geniş bir yelpazede faaliyet gösteriyoruz. OEM tarafında ise ilk dolum ve tavsiye anlaşmaları sayesinde yetkili servislerde güçlü bir konuma sahibiz. Bunun yanında Türkiye genelinde 23 distribütörden oluşan yaygın indirekt satış ağımız ve bağımsız servis noktalarına yönelik yatırımlarımız, markamızın pazara erişimini ve müşteri sadakatini önemli ölçüde güçlendiriyor.
Bu bütüncül yaklaşım sayesinde Castrol yalnızca rekabetçi fiyat sunan bir marka değil, aynı zamanda yüksek performans, teknik uzmanlık ve güçlü iş ortaklığı modeliyle sektörde fark yaratan bir çözüm ortağı olarak konumlanıyor. Amacımız, müşterilerimizin toplam sahip olma maliyetini düşürürken iş süreçlerine değer katan sürdürülebilir çözümler sunmaya devam etmek.
Pazar lideri bir marka olmak Castrol için ne ifade ediyor? Liderlik konumu beraberinde nasıl bir sorumluluk getiriyor?
Bu, Castrol’e sektöre yön verme ve standartları belirleme sorumluluğu getiriyor. Castrol, 127 yıllık global bir marka olarak madeni yağ teknolojisinin gelişiminde önemli bir rol üstlenirken, Türkiye’de de 65 yılı aşkın süredir gerçekleştirdiğimiz yatırımlar ve yenilikçi uygulamalarla sektörün dönüşümüne katkı sağlamaya devam ediyor.
Bugün geldiğimiz noktada, geliştirdiğimiz iş modellerinin, pazara yaklaşımımızın ve iletişim dilimizin sektörde yakından takip edildiğini görmek bizim için mutluluk verici. Bu durum, Castrol’ün ürün performansının ötesinde vizyonu ve uzmanlığıyla örnek alınan bir marka olduğunu gösteriyor. Rekabetin sektörü ileri taşıyan önemli bir unsur olduğuna inanıyoruz. Biz Castrol olarak liderliği sadece pazar payı ile değil, yenilikçi yaklaşımımız ve öncülük ettiğimiz uygulamalarla tanımlıyoruz.
Elektrikli araçlar ve e-mobilite dünyası hızla büyüyor. Castrol ON e-sıvı serisi ile Türkiye pazarında ve global ölçekte ne tür bir liderlik hedefliyorsunuz? Bu ürünlerin elektrikli araçların performans ve batarya ömrüne katkılarını nasıl değerlendiriyorsunuz?
Castrol olarak 125 yılı aşkın süredir hareketin olduğu her alanda teknolojiyi geliştiren bir marka olduk. İçten yanmalı motor yağlarında yıllarca sektörün standartlarını belirledik. Bugün ise aynı mühendislik gücünü elektrikli mobilite dünyasına taşıyoruz. Elektrikli araçların hızla yaygınlaşmasını biz bir tehditten çok önemli bir fırsat olarak görüyoruz. Çünkü bu araçlar, geleneksel motorlara kıyasla çok daha farklı soğutma, verimlilik ve performans ihtiyaçları doğuruyor. Castrol olarak hedefimiz bu dönüşümün yalnızca bir parçası olmak değil, yön verici oyuncularından biri olmak.
Bu doğrultuda geliştirdiğimiz Castrol ON e-sıvı serisi; elektrikli araçların batarya termal yönetimi, güç aktarım sistemleri ve elektronik bileşenlerinin verimli çalışması için özel olarak tasarlandı. Bu ürünler bataryaların daha uzun ömürlü olmasına, şarj sürelerinin optimize edilmesine ve araç menzilinin artırılmasına doğrudan katkı sağlıyor. Özellikle hızlı şarj ve yüksek performanslı kullanım koşullarında ortaya çıkan ısıyı etkin şekilde yönetebilmek, elektrikli araç teknolojisinin gelişiminde kritik bir rol oynuyor. Biz de sıvı mühendisliği alanındaki uzmanlığımızla bu ihtiyaca yenilikçi çözümler sunuyoruz.
Global ölçekte geldiğimiz noktaya baktığımızda, bugün dünyada üretilen her üç elektrikli araçtan ikisinin üretim aşamasında Castrol ON e-sıvılarıyla ilk dolum yapılması bu alandaki güçlü konumumuzu ortaya koyuyor. Türkiye’de de elektrikli araçlara olan ilginin hızla arttığını görüyoruz. Biz de OEM iş birliklerimizi güçlendirerek ve yeni nesil ürünler geliştirerek bu büyüyen pazarda liderliğimizi pekiştirmeyi hedefliyoruz.
Sadece elektrikli araçlar değil, geçiş sürecinde hibrit araçlar da daha fazla ön plana çıkmaya başladı. Biz Castrol olarak burada da kritik bir role sahibiz. Castrol de hibrit araçların ihtiyaç duyduklarından yola çıkarak HYSPEC (Hybrid Specification) adını verdiği yeni bir performans standardı geliştirdi. HYSPEC bir ürün değil; hibrit motorların gerçek kullanım koşullarına göre oluşturulmuş, ölçülebilir teknik bir referans çerçevesi sunuyor.
HYSPEC standardına sahip yağlar kirleticilere karşı daha yüksek dayanım, aralıklı motor çalışmasına hızlı adaptasyon ve sistem genelinde termal verimliliğin korunması gibi kritik alanlarda öne çıkıyor. Castrol’ün 25 yılı aşkın hibrit deneyimi ve kapsamlı saha testlerine dayanan bu standart, mevcut yağ standartlarına kıyasla yüzde 25’e varan performans avantajı sağlayacak şekilde geliştirildi.
“Castrol Daha Döngüsel” programınızla kullanılmış yağların ekonomiye yeniden kazandırılması hedefleniyor. Bu modelin sürdürülebilirliğe katkısı ve uzun vadeli etkilerini nasıl öngörüyorsunuz? Sürdürülebilirlik yaklaşımınızdan bahseder misiniz?
Madeni yağ sektörü, güçlü bir sürdürülebilirlik dönüşümünden geçiyor. Kaynak verimliliği ve döngüsel ekonomi artık yalnızca bir tercih değil, tüm sektör için kaçınılmaz bir gereklilik. Bugün dünyada ve Türkiye’de tüm üreticiler, ileri dönüşümle elde edilen baz yağların kullanımını kapsayan yeni düzenlemeler ve standartlarla karşı karşıya. Bu nedenle konu yalnızca Castrol’e özgü değil, sektörün tamamını ilgilendiren yapısal bir dönüşümü ifade ediyor.
Castrol olarak biz bunu müşterilerimiz için somut bir değere dönüştürerek fark yaratıyoruz. Türkiye’de hayata geçirdiğimiz “Castrol Daha Döngüsel” programı ile kullanılmış yağların ileri teknoloji süreçleriyle yeniden rafine edilerek yüksek kalite standartlarında baz yağa dönüştürülmesini ve ekonomiye kazandırılmasını sağlıyoruz.
Türkiye’de her yıl ciddi miktarda kullanılmış yağ ortaya çıkıyor ve bunun önemli bir bölümü hâlâ ekonomiye kazandırılamıyor. Biz bu potansiyeli harekete geçirirken aynı zamanda iş ortaklarımız için çevresel ve operasyonel fayda yaratan bir model oluşturuyoruz. Program kapsamında işletmelerden toplanan atık yağlar, bu alanda uzman iş ortağımızla birlikte ileri dönüşüm süreçlerinden geçirilerek yeniden değer zincirine dahil ediliyor. Böylece atık olarak görülen bir kaynak, sürdürülebilir üretimin parçası haline geliyor.
Kullanılmış yağlardan ileri dönüşümle elde edilen baz yağlar kullanımı regülasyonlarla gelen bir zorunluluk mu? Bu baz yağlar nerede kullanılıyor ve ürün performansına etkisi nasıl yönetiliyor?
Az önce de ifade ettiğimiz gibi kullanılmış yağlardan ileri dönüşümle elde edilen baz yağların kullanımı, yalnızca Castrol’e özgü bir uygulama değil. Üreticilerin, üretimlerinde belli oranlarda baz yağı kullanımı zorunluluğu var. Burada kritik olan nokta, bu baz yağların hangi teknolojiyle rafine edildiği, hangi kalite standartlarından geçtiği ve hangi kullanım alanlarında değerlendirildiğidir.
Castrol olarak bu süreçte son derece titiz bir kalite yönetimi uyguluyoruz. İleri dönüşümle elde edilen baz yağlar, kapsamlı rafinasyon ve arıtma süreçlerinden geçirilerek Castrol’ün çok yüksek performans standartlarını karşılayacak seviyeye getiriliyor. Ancak bu baz yağlar her ürün grubunda değil, teknik gerekliliklere ve performans kriterlerine göre belirlenen alanlarda kullanılıyor.
Bizim farkımız, bu süreci yalnızca bir regülasyon gerekliliği olarak görmek yerine, müşterilerimize değer yaratan bir modele dönüştürmemiz. “Castrol Daha Döngüsel” yaklaşımıyla atıkların ekonomiye kazandırılmasını sağlarken, aynı zamanda iş ortaklarımızın maliyetlerini optimize eden ve sektörün dönüşümüne katkı sağlayan bütüncül bir çözüm sunuyoruz.
Castrol Türkiye olarak önümüzdeki 3–5 yıl içinde pazardaki hedefleriniz nelerdir? İhracat ve iç pazar stratejilerinizde öne çıkan öncelikler neler?
Castrol olarak hedefimiz otomotiv yağları pazarındaki liderliğimizi güçlendirirken aynı zamanda iş ortaklarımız için değer yaratan bir çözüm ortağı olmaya devam etmek. Türkiye, Castrol dünyasında yalnızca güçlü bir pazar değil, aynı zamanda birçok yeniliğin geliştirildiği ve global operasyonlara ilham veren stratejik bir merkez konumunda. Bu dinamizmi hem iç pazardaki büyüme stratejilerimize hem de ihracat ve bölgesel yönetim hedeflerimize yansıtıyoruz. Castrol Türkiye, global stratejimizin içinde de önemli bir pazar. Çin, Hindistan ve Amerika ile birlikte Castrol dünyasında daha fazla yatırım yapılacak dört pazardan biri.
Her olduğu gibi önümüzdeki dönemde de odak noktalarımızdan biri, iş ortaklarımızın verimliliğini artıran, onların işlerini kolaylaştıran ve rekabet güçlerini destekleyen çözümler geliştirmek olacak. Bu yaklaşım yalnızca ürün sunmanın ötesine geçerek, müşterilerimizin operasyonel süreçlerine katkı sağlayan iş modelleri oluşturmayı kapsıyor. Türkiye’de geliştirdiğimiz birçok uygulamanın global ölçekte yaygınlaşması da bu vizyonun bir sonucu.
Castrol olarak sadece pazar payını büyüten bir marka olmanın ötesine geçiyoruz. Bu sayede birlikte çalıştığımız tüm paydaşlarla uzun vadeli değer yaratan, mobilite ekosisteminin gelişimine katkı sağlayan güçlü bir iş ortağı konumumuzu daha da ileri taşıyoruz.
OEM iş birlikleri ve AR-GE süreçleri Castrol’ün stratejisinde kritik bir rol oynuyor. Üreticilerle yürüttüğünüz projelerden örnekler paylaşabilir misiniz?
Castrol’ün güçlü konumunun en önemli unsurlarından biri, dünyanın önde gelen araç ve ekipman üreticileriyle kurduğu uzun soluklu iş birlikleri. Yüzlerce ortak test, mühendislik çalışması ve geliştirme süreci sayesinde yalnızca bir madeni yağ tedarikçisi değil, güvenilir bir teknoloji ortağı olarak konumlanıyoruz. “Yağın ötesinde” yaklaşımımızla iş ortaklarımızın performans, verimlilik ve sürdürülebilirlik hedeflerine katkı sağlayan çözümler sunmayı amaçlıyoruz.
Motor sporları ve ileri teknoloji platformları da bu iş birliklerinin önemli bir parçasını oluşturuyor. Ford ile yaklaşık 100 yıla yaklaşan birlikteliğimiz, Audi ile uzun yıllara dayanan çalışmalarımız ve bugün Formula 1’de hibrit güç ünitelerine uygun ürünler geliştirmemiz, teknoloji alanındaki yetkinliğimizi ortaya koyuyor. Yerelde ise Castrol Ford Team Türkiye ile sürdürdüğümüz iş birliği, markamızın performans odaklı yaklaşımının güçlü bir örneği. Bunun yanında MotoGP’de Honda için geliştirilen özel çözümler ve NASA ile 65 yılı aşan iş birliğimiz, inovasyon gücümüzün farklı alanlara da yansıdığını gösteriyor.
Castrol’ün Lunar Outpost ile gerçekleştirdiği stratejik iş birliği sonucunda da tarihte ilk kez ticari bir keşif aracı Ay’a gönderildi. Lunar Voyage 1 (LV1) görevi kapsamında geliştirilen ticari keşif aracı ve MAPP rover’ın Ay’ın Güney Kutbu’na ulaştırıldı. Bu görevle birlikte Castrol’ün uzay teknolojileri ve ileri mühendislik alanındaki bilgi birikimini anlatan alan yeni belgeseli Drive Me To The Moon’da yayınlandı. Drive Me To The Moon, keşif aracının test aşamasından Ay’a inişine kadar geçen süreci adım adım aktarıyor. Mühendislik hassasiyeti, dayanıklılık ve disiplinler arası iş birliğinin uzay gibi zorlu bir ortamda nasıl kritik rol oynadığını ortaya koyuyor.
Bugün Ford, Renault, Dacia, Volvo, Jaguar Land Rover gibi global üreticilerin yanı sıra Türkiye’de Doğuş Otomotiv, Yüce Auto, Isuzu, Suzuki ve Komatsu gibi önemli markalarla yürüttüğümüz iş birlikleri, Castrol’ün sektördeki güvenilir partner konumunu daha da güçlendiriyor. Bu teknoloji birikimi ve güçlü ortaklık modeli sayesinde pazara sunduğumuz ürünlerin performansını ve verimliliğini sürekli ileri taşıyor, iş ortaklarımızla birlikte mobilitenin geleceğini şekillendirmeye devam ediyoruz.
8 Mart Dünya Kadınlar Günü’nü geride bıraktık. Bir kadın yönetici olarak madeni yağ sektöründe kadın görünürlüğünün durumunu nasıl değerlendiriyorsunuz?
Kadınlar için bazen sınırların sektörün kendisinden değil, zihnimizde oluşturduğumuz kalıplardan kaynaklandığını düşünüyorum. Ancak bu tabi ki, kadınlara eşit şartlarda alan açılması ve desteklenmesi konusundaki tüm olanakların sağlanması ve kullanılmasından sonra anlamlı. Her sektörde olduğu gibi bizim sektörümüzde de kadın, erken, genç, veya deneyimli tüm çalışanların yetkinliklerinin geliştirilmesi, o şirket için kültürün içine alınması değer yaratmanın en önemli unsuru. Liderlik anlayışımın merkezinde insanlara alan açmak, hata yapma hakkı tanımak ve potansiyellerini ortaya koyabilecekleri bir ortam yaratmak yer alıyor. Kadınların her sektörde olduğu gibi, bizim sektörmüzde de yetkinlik ve fırsatlar açısından desteklenilmesi ve fırsatlara el kaldırmaları için yüreklendirilmesi önem kazanıyor.
Bugün liderlik yalnızca performans hedefleri ve sayısal sonuçlarla tanımlanmıyor. Gerçek farkı yaratan ise, ekipler üzerinde bıraktığınız etki, güven duygusu ve insanların gelişimine katkı sağlayabilme yeteneği.
Castrol gibi global ve köklü bir organizasyonda görev yapmak da bu bakış açısını destekleyen önemli bir avantaj sağlıyor. Türkiye’de merkez organizasyonumuzda kadın çalışan oranının yaklaşık yüzde 45 seviyesinde olması bizim için önemli bir gösterge. Amacımız yalnızca sayısal bir denge yaratmak değil, farklı bakış açılarını kurum kültürüne kazandırarak daha kapsayıcı ve güçlü ekipler oluşturmak.




